Okuma Süresi: 14 dakika

Troya… Binlerce yıldır hikayesi anlatılan şehir… Savaşı ile hikayesi, sayısız kitapta, mozaikte, freskte, resimde, müzik eserinde, operada, dans gösterisinde, filmde, dizide geçmiş efsanevi şehir… İnsanlık kültüründe geniş bir yer edinmiş, bu önemli şehir hakkında daha önceden okuyup dimağımda kalanlar, aldığım notlar ve Troya Müzesi’ni gezerken zihnimde belirenler, kısacası Troya, Troya Savaşı ve Düşündürdükleri üzerine birşeyler paylaşmak isterim.

Troyalılar Kimdi?

Troya Kenti Çizimi

Troya tarihinde üzerinde pek durulmayan hususlarından birisi, şehrin bir Luvi1 şehri olmasıdır. Her ne kadar bu husus göz ardı edilse de, Hititlerin2 “Işık İnsanları” dediği Luvilerin Güney ve Batı Anadolu’da yaşamış olduğu ve bu bölgede önemli bir süre boyunca Luvi dilinin konuşulduğu kesin olarak bilinmektedir.

Troya şehrinin ve Luvilerin var olduğu dönemler ile, bulundukları coğrafyalarının çakışması nedeniyle, dilbilimciler arasında Troyalıların Luvice konuştuğu düşüncesi mevcuttur3. Bu iddiayı destekleyen arkeolojik bulgulardan birisi de Troya Antik Kenti’nde bulunan ve Troya’nın tunç çağına ait en eski yazılı belgesi olan Luwi Mührü’dür. 1995 yılında Troya VII tabakasında, M.Ö. 1130’a tarihlenen bir evin içinde bulunan ve Anadolu hiyeroglifi şeklinde yazılmış olan mühür bulunmuştur. Bu mührün birinci yüzünde yazarın ismi, diğer yüzünde ise yazarın eşi olduğu tahmin edilen bir kadının adı yazmaktadır. Bu buluntu, Troya’daki en eski yazılı belgedir ve Troia’nın Luvilerle olan bağlantısına işaret etmektedir.

Luvi Mührü

Troyalıların Luvilerin bir kolu ya da parçası olduğu ve Anadolu’da Hititler dışında, Hititlerden daha büyük bir Luvi Uygarlığı bulunduğu tezi, giderek daha güçlü bir şekilde dillendirilse de, bilim dünyası henüz üzerinde mutabık değildir. Bununla birlikte İsviçreli jeoarkeolog Eberhard Zangger’ın meslek yaşamında yaptığı tüm çalışmaların çıkarımlarının yayınladığı Luvi Çalışmaları adlı sitesinde belirtildiği gibi, bu tez artan bir şekilde gündeme gelmektedir4.

Tüm bu belirtilenlerden anlaşılabileceği üzere, her ne kadar kesin olarak kanıtlanmış olmasa da, Troyalılar ile Luvilerin arasındaki bir ilişki bulunduğu açıktır. Bunun dışında da, bu iki topluluk arasındaki ilişki ne olursa olsun, Troyalıların Helen kökenli değil, kuvvetle muhtemel Anadolu kökenli olduğu söylenebilir.

Troya Savaşı

Troya’da gerçekleşen ve batı ile doğunun çarpıştığı bu savaş için bir gerekçe mevcuttur: Troya Prensi Aleksandros’un yani Paris’in, Miken Kralı Agamemnon’un kardeşi Menelaos’un eşi Helen’i kaçırması… Ancak bilinmektedir ki, savaşın esas nedeni Mikenlerin hem oldukça zengin hem de çok önemli bir konuma sahip olan Troya’yı ele geçirme ve Anadolu’ya yayılma arzusuydu.

Bu nedenle bugünkü Yunanistan topraklarında hüküm sürmüş Mikenler ve müttefiki diğer Yunan şehir devletlerinden Lokrisliler, İthakalılar, Spartalılar ve Teselya’lılar savaş için deniz üzerinden gelip, Anadolu topraklarına ayak basmışlardır. Tüm bu Helen ittifakının karşısında da, Troyalılar ile Anadolu Uygarlıklarından Dardanoslular, Sestoslular, Abydoslular, Likyalılar, Karyalılar, Trakyalılar ve Frigyalılar yer almıştır.

Batının ve Doğunun Karşılaşması…

Homeros’un İlyada’sında edebi bir dille anlatılan Troya Savaşı’nın ayrıntılarına çok girmeyeceğim. Bununla birlikte bu savaşın taşıdığı anlama değinmeden olmaz.

Homeros İlyada’da Aşil’in5, Troya’ya gelmeden önce, orduları ile Batı Anadolu’nun kıyılarında yer alan on iki şehri ve daha iç kesimlerdeki on bir şehri yerle bir ettiğini yazar. Bu anlamda Adalar Denizi’nin batısından gelen orduların, Anadolu’ya ayak basması ile birlikte Anadolu’da bir talan ve yaygın bir savaş hali ortaya çıkmıştır.

Bunun yanı sıra savaş süresince gerçekleşen müttefiklik ilişkilerine bakıldığında, batılı olan Helen ittifakının, güneşin doğduğu toprakların yani Anadolu’nun6 doğulu uygarlıklarının oluşturduğu ittifak ile savaştığı görülmektedir. Bu nedenle Troya Savaşı’na katılan uygarlıklar incelendiğinde, bir tür batı ittifakı ile doğu ittifakının oluşmuş olduğu görülmektedir.

Bu anlamda Troya Savaşı “Batı ile Doğu’nun ilk savaşı” olarak nitelendirilmektedir.

Roma Uygarlığının Temelini Atan Etrüskler Troyalı mı?

Chimera of Arezzo Heykeli, M.Ö. 5. Yüzyıl, Museo Archeologico, Floransa, İtalya

Roma Uygarlığının tohumlarını attığına inanılan Etrüsklerin kökenleri üzerine yapılan tartışmalardan birisi de Anadolu’dan gelmiş oldukları tezidir.

Bu tezi ilk dillendirenlerden birisi, Romalı devlet adamı, bilgin ve yazar Cicero tarafından tarihin babası ünvanı yakıştırılan Halikarnaslı yani Bodrumlu Herodot’tur. Herodot, bir diğer Anadolu uygarlığı olan Lidyalıların bir kısmının, Anadolu’nun kuzeybatısından göç ederek İtalya Yarımadası’na gittiklerini ve Etrüsk Uygarlığını kurduğunu iddia eder.

Etrüskleri Troyalılarla ilişkilendirilen bir tez de, Troya şehrinden bir grup Troyalının, Troya hanedanından Aeneas’ın önderliğinde İtalya’nın bugünkü Toskana bölgesine göçerek, Etrüsk medeniyetini kurduğuna dairdir.

Etrüsk Heykeli, British Museum, Londra, İngiltere

Bu tezler dışında Etrüsklerin kökeni hakkında başka tezler de bulunmaktadır. Bununla birlikte Etrüsklerin mezar mimarilerinin, dil yapısının ve kültürlerinin Anadolu kültüründen izler taşıdığı da bilinmektedir. Ek olarak, genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde yapılabilen araştırmalarda elde edilen sonuçlar, Etrüskler ile Anadolu halklarının genetik benzerliğini göstermekte, bu arkeogenetik bulgular Etrüsklerin Anadolu kökenli olduğu tezini kesinleştirmese de desteklemektedir.

Troyalılar Türk müydü? Batılıların Gözünden Troyalı Türkler…

İskit Atı

Türklerin Troyalılar olduğuna dair düşünce, 7. yüzyılda yazılmış olan Fredegar Kroniği’ne dayanmaktadır. Bu kroniğe göre Türkler Truva’nın istilasından sonra bölgeden kaçmış ve İskit topraklarına yerleşmişlerdir7.

İlerleyen yüzyıllarda Türklerin Anadolu coğrafyasında büyük bir güç olarak ortaya çıkması ile birlikte, özellikle Rönesans dönemi düşünürleri Türklerin kökenleri üzerinde bir tür fikir fırtınası yaşanmıştır. Bu fikirlerin önde gelenlerinden birisi de Türklerin Troyalıların soyundan geldiğidir. Bu doğrultuda birçok düşünür, M.Ö. 12. yüzyılda gerçekleşen Troya savaşından sonra, Troya’dan kaçan bazı Troyalıların Asya’ya gittiklerini, daha sonra da Türkler olarak Anadolu’ya döndüklerini ve Yunanlılardan intikamlarını aldıkları görüşü ileri sürmektedir.

Piri Reis’in Gelibolu Haritası

Venedikli bir tarihçi olan ve Türklerin (Osmanlıların) Çanakkale bölgesinden ilk kez Avrupa kıtasına geçtiği tarih olan 1354 yılında ölen Andrea Dandolo, Türklerin kökeni hakkında, “Türklerin vatanı Kafkas Dağları’nın arkasındadır. Kökenleri Troyalıların kralı Priamos’un oğlu Troilos’un oğlu Turkos’a dayanmaktadır. Turkos, kentin kaybedilmesinden sonra yandaşlarının büyük bir bölümü ile bu yörelere sığınmıştır.” demektedir.

Truvalı adını Türkler için ilk kullananlardan birisi olan Rönesans Floransa’sının önemli kişiliklerinden Floransa şansölyesi Coluccio Salutati, 1389 yılında Bosna Kralı Tvrtko’yu Türklere karşı elde ettiği başarı için tebrik ederken, Türklere Frig ve Truvalı demiştir8.

Bu ve bunun gibi verilebilecek onlarca örnek ile Türklerin Truvalı -bir manada da doğulu ve Asyalı- olduğu vurgusunun yapıldığı bilinmektedir.

Batı Algısında Troya’nın Varisi Türkler…

Troyalıların Troya Atını Troya’ya Alış Sahnesi İşlenmiş bir eyer, 16. yüzyıl, Ambrosiana Galerisi, Milan, İtalya

Her ne kadar geçmişte ve bugün inanılan bir kanı olsa da, Troyalıların Türk olup olmadığını ya da Türkler ile bir ilişkisi bulunup bulunmadığını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak batının kollektif hafızasında Troyalılar ile Türklerin eş olduğunu ve Türklerin Troya’nın siyasal varisi olarak görüldüğünü biliyoruz.

Bu yaklaşıma örnek olarak, bir ortaçağ tarihçisi olan ve 1533-1593 yılları arasında yaşayan Leunclavius ise Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı olan Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın, dolunaylı bir gecede, Troya harabeleri olduğunu düşünülen eski bir kentte iken, gelen bir ilham ile gün ağarmadan Çanakkale Boğazı’nı geçtiğini ve Avrupa kıyısında yer alan Çimpe Kalesi’ni fethettiği söyler. Gerçekliği belirsiz olan bu hikayede dikkat çeken nokta, Osmanlı Devleti’nin Avrupa kıtasına ayak bastığı ve batı istikametinde yüzyıllar sürecek Avrupa yürüyüşünü Troya kentinden başlatılmasıdır.

Yine Türklerin Truvalıların varisi olduğu yaklaşımına bir başka örnek olarak da, Konstantinopolis fethedilmeden önce 1437’de şehre gelen İspanyol Pero Tafur’un şehir halkının “Türkler Truva’nın intikamını alacaklar.” sözünü sıklıkla dillendirdiğini belirtmesi verilebilir.

Giovanni Mario Filelfo’nun Amyris Adlı Eseri

Giovanni Mario Filelfo 4 bin mısradan daha uzun olan Amyris adlı eserinde Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlatmış, Fatih Sultan Mehmet’in soyunun Truvalı olduğunu öne çıkararak, Fatih’in Yunanistan’a baş eğdirmesinin adaletin zaferi olarak takdim etmiştir9.

Fatih Sultan Mehmet ve Troya

Takvimler 1453’ü gösterdiğinde Konstantinopolis’in kuşatması başlamış, o sırada kentte bulunan Kardinal İsidore yazdığı bir mektupta Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’ten “Troyalıların Prensi” şeklinde söz etmiştir10.

Osmanlı Devleti’ni imparatorluk seviyesine taşıyan padişah olan ve tüm padişahlar arasından en önde geleni olan Fatih Sultan Mehmet’in anadili Türkçe dışında Arapça, Latince, Farsça, İbranice ve Yunanca’yı da çok iyi seviyede bildiği ve ayrıca Homeros’un İlyadası’na da -orjinal dilinde okuyacak kadar- büyük bir ilgi taşıdığı bilinmektedir.

Bu ilgi nedeniyle Fatih, fetih öncesi Bizans döneminden kalma el yazması İlyada suretlerini toplamıştır. Döneminin oldukça ötesinde bir kişilik olan Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu 13 kütüphanedeki eserler hakkında ilk ayrıntılı araştırmayı 1929 yılında yapan Alman Prof. Adolf Diesman, Fatih’in kütüphanesinde 4 el yazması İlyada Destanı11 bulunduğu tespit etmiştir. Bu el yazmalarından birisi de -hemen aşağıda bulunan- 13. yüzyıla tarihlenen Trabzonlu Papaz Gennadios’a ait İlyada Destanıdır. Bu eserin önce Fatih Sultan Mehmet tarafından kişisel kütüphanesine kazandırıldığı, daha sonra da Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmesi sayesinde günümüze kadar gelebildiği tespit edilmiştir.

Papaz Gennadios’a Ait İlyada

Osmanlı İmparatorluğu’nun belki de en büyük sultanı olan Fatih Sultan Mehmed’in vakanüvisi12 olan Kritovulos, Midilli seferi sırasında Çanakkale’de Truva kalıntılarının bulunduğu bölgeye gelerek, burada Truva savaşı kahramanları hakkında hayranlık hislerini vurgulayarak onları methettiğini belirtmiştir. Hatta Kritovulos, Fatih’in başını sallayarak Truva medeniyetiyle ilgili şu sözleri sarfettiğini13 yazmıştır:

“Allah beni bu şehrin ve halkının müttefiki olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarına galip geldik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Yunanlılar, Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar almışlardı. Bunların biz Asyalılar’a karşı defalarca yaptıkları kötü davranışların intikamını, aradan birçok devirler ve yıllar geçmesine rağmen onların torunlarından aldık.”

3.000 Yıl Sonra Adalar Denizi’nin Batısından Doğusuna Geldiklerinde

HMS Agamemnon Gemisi

Yıllar yıllar geçip, batı ile doğu arasındaki güç dengeleri değiştiğinde ve 1915 yılına gelindiğinde, Osmanlı Devleti Fatih Sultan Mehmet’in vefat ederken bıraktığı Osmanlılar’dan çok uzaktı ve devlet tarih sahnesindeki son dönemlerine girmişti. Birinci Dünya Savaşı’nın ikinci yılında, kendi medeniyetlerinin kökenini Antik Yunan’a dayandıran batılı ülkelerden İngiltere ve Fransa, tıpkı Mikenler ve müttefikleri gibi, Troya topraklarına yani Çanakkale önlerine gelmişti. Üstelik Troya’ya saldıran Helen şehir devletleri ittifakının başında bulunan Miken Kralı Agamemnon’un adını taşıyan HMS Agamemnon adlı gemileri ile…

1. Dünya Savaşı Bittiğinde

18 Mart 1915 Günün Çanakkale Boğazı

1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de Anadolu’nun evlatları, destansı bir mücadele vererek batılılara geçit vermemiştir. Ancak ilerleyen yıllarda ve diğer cephelerde savaşın kaybedilmiş olması nedeniyle Osmanlı Devleti, itilaf devletlerini temsil eden İngiltere ile Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamak durumunda kalmıştır. Bu ateşkes antlaşmasının imzalanması için de itilaf devletlerince seçilen toprak parçası, Helenlerin uzun bir mücadele sonucunda ele geçirdikleri Troya’nın ve İtilaf devletleri donanmasının geçemediği Çanakkale’nin hemen karşısındaki Limni adasıdır. Troyalıların intikamını aldık diyen Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği Limni adası… Batılı ülkelerce belirlenmiş olan anlaşmanın imzalanacağı mekan da, Limni adası’nda demirlemiş olan, HMS Agamemnon zırhlısının güvertesidir.

“Yunanlılar, Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar” Yine Güneşin Doğduğu Topraklarda

Yunan Krallığı Ordusunun İzmir’i İşgali

HMS Agamemnon zırhlısında Mondros Ateşkes anlaşmasının imzalanmasına yanıt ve Troyalılar ile Troya Savaşı’na bir başka atıf, Büyük Taarruz sürecinde Gazi Mustafa Kemal Paşa14’dan gelmiştir.

Anadolu’yu işgal eden batılı güçleri, özellikle de en büyük tehdit olan Yunan Krallığı’nı Anadolu’dan atmak için verilen Kurtuluş Savaşı’nın sonuna gelinmiş, bu ölüm kalım noktasında topyekün taarruz yapılması aşamasına gelinmişti. Aylardır yapılan hazırlıklar belirli bir seviyeye geldiğinde, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi Komutanlığı karargâhında taarruz planını masaya yatırmıştır. Ancak öngörülen yapılan plan oldukça tehlikeli olduğu düşüncesiyle, bu harekât kurmay heyette genel olarak kabul görmemiştir. Buna rağmen Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğini göstererek ve “tarihe karşı tüm sorumluluğu ben kendi üzerime alıyorum” diyerek topyekün taarruz kararını vermiştir.

İlerleyen günlerde, 21 Ağustos 1922 tarihli gazetelerde “Mustafa Kemal Paşa Çankaya’da bir çay partisi” veriyor başlıklı haberler çıkmıştır. Ancak gazetelerdeki haberlerin aksine Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi Komutanlığı karargâhında Akşehir’dedir. 20 ve 21 Ağustos 1922 günü Gazi Mustafa Kemal Paşa diğer komutanlar ile taarruzu gözden geçirmiştir. Ve nihayet 25 Ağustos’tan itibaren Anadolu’nun tüm dünya ile bağlantılarının kesilmesi ve 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz’un başlaması emrini vermiştir.

26 Ağustos…

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Taarruz için bizzat belirlediği 26 Ağustos tarihi, esasen Sultan Alparslan yönetimindeki Büyük Selçuklu Devleti ordusu ile Romen Diyojen yönetimindeki Bizans İmparatorluğu ordusu arasında 1071 yılında Malazgirt Ovası’nda gerçekleşen Malazgirt Meydan Muharebesi’nin15 tarihidir. Bu anlamda Gazi Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz’un başlayacağı gün olarak, bir Asyalı güç olan Büyük Selçuklular ile Konstantinopolis’in başkent olmasından sonra Yunanlaştığı düşünülen Roma İmparatorluğu arasında gerçekleşmiş önemli bir savaşın tarihi ile aynı günü seçmiştir16.

Geldikleri Gibi Giderler…

9 Eylül 1922, İzmir’in Kurtuluşu

Tıpkı 3.000 yıl önce Mikenler ve diğer Helen şehir devletlerinin yaptığı gibi, Yunan Krallığı da Adalar Denizi’nin batısından gelerek 1919 yılında Anadolu’yu işgal etmeye başlamıştır. Uygarlıklar diyarı Anadolu’yu bu işgalden kurtarmak için, 26 Ağustos’ta topyekün hücum eden Anadolu’yu ve Büyük Taarruz’u yöneten Gazi Mustafa Kemal Paşa, yanındaki bir subaya söyle demiştir:

“Dumlupınar’da Truvalıların öcünü aldık!”17

Ve batı ile doğunun karşılaştığı bir başka savaşta, batılılar güneşin doğduğu topraklardan atılmış, Troya’nın intikamı bir kez daha alınmıştır…

Son Söz

Bendenizin zihninden süzülen Troya, Troya Savaşı ve Düşündürdükleri bu şekilde… Tüm bu paylaştıklarımdan da anlaşılabileceği üzere,

  • Tarih sadece tarih değil,
  • Dil sadece dil değil,
  • Coğrafya sadece coğrafya değil,
  • Kültür sadece kültür değil,
  • Müzeler sadece müze değilmiş…

Öyle değil mi?

Yazı Notları
İlk Yayın Tarihi, 26/08/2020
Son Güncelleme Tarihi, 09/10/2020
Boosted Uygulaması Ölçümüne Göre,
Çalışılan Gün, 6 gün
Çalışma Süresi, 9 saat 9 dakika + 21 Yıl

10 thoughts

    1. Bunu bilmememiz, biraz da ülke olarak eğilmememizden. Halbuki bu topraklardaki her uygarlığı akademik seviyede derinlemesine araştırılması ve eğitim sistemimizde öğretilmesi gerekir değil mi?

  1. Bu yazının bana düşündürttüğü Anadolu kültürünün zenginliği. Ne yazık ki biz bu zenginliğin değerini yeterince takdir edemiyor, onu gerektiği gibi gelecek nesillere aktaramıyoruz.

    1. Kesinlikle, bu bizim önemli bir eksikliğimiz. Üstelik, bu topraklarda yaşayanlar olarak Anadolu Uygarlıklarını araştırmak, tanımak ve tanıtmak birinci dereceden bizim sorumluluğumuzda. Cumhuriyetimiz kurulduğunda -Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonu sayesinde- bu yönde önemli gayretler gösterilmiş. Ancak bugün, imkanlarımız ölçeğinde gayret gösteriyor muyuz? Önce bu soruyu sormamız lazım kendimize…

  2. Elinize sağlık harika bir bilgisel olmuş (Özellikle Troya’nın olduğu kısım). Derin bir tarih sahnesinin ve bu sahne içinde intikam mücadelesinin sürdüğü bir coğrafya… Sanırım batı – doğu çekişmesi uzun süre devam edecek gibi, değil mi?

    1. Teşekkür ederim. Tarihe bakarken bir odağı daha dar bir aralığa çevirdiğimizde, belirli konuları görebiliyoruz. Ancak odağı genişletip, daha geniş bir zamanı incelediğimizde makro bir resim ortaya çıkıyor. Bu yazı da bunun bir örneği…
      Doğu – Batı çekişmesi ise muhtemelen hep olacak ve devam edecek. Zira medeniyetler biraz fizik bilimindeki bileşik kaplar gibidir. Bir medeniyet yükselirken, bir başka medeniyet düşer… 🙂

  3. Çok çok beğendiğim bir yazı olmuş ellerine sağlık 👏👏👏 Bir toprağın gerçek vatan olabilmesi için o toprağın geçmişinden gelen tüm ögeleri bilmekle, sahip çıkmakla ve işlemekle mümkün olacağına kanaat getirenlerdenim. Avrupa’ya göre çok daha köklü geçmişi olan ve medeniyetlerin sürekli el değiştirdiği Anadolu’nun Türklerin elinde kalmasının ve yurt edinmelerinin tesadüf olmadığını düşünüyorum ve tekrardan tebrik ediyorum. Allah bu yazıyı yazan ellere ve zihne güç kuvvet versin…

    1. Görüşlerine ben de katılıyorum. Ülkeimizi, tarihimizi tanıyıp öğrenmezsek, özelliklerini geliştirmezsek bu toprakların hakkını veremeyiz. Bu yolda da her bir birey olarak yapabileceklerimiz var…
      Güzel sözlerin için ise çok teşekkür ederim. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir