Okuma Süresi: 10 dakika

Geçtiğimiz ay, günlerden bir gün, saat 11.00 sularında “acaba bugün ne yesem?” sorusu oluştu zihnimde. Bir yandan işlerimi yaparken arka planda nereye gideceğim üzerine düşünedurdum. Birçok seçenek aklıma geliyordu ve ben o öğlenin hedef konumuna karar vermeye çalışıyordum. Bu düşünme süreci de, bir yiyeceği canımız neden ister onu da kendime sormayı, üzerinde düşünmeyi tetikledi.

Hemen herkes gibi, vakit öğlene doğru yaklaşınca, bünyede kıpırdanmalar başlar, Çoğu çalışanın zihninde ya “yemekte ne varmış acaba?” sorusu belirir, ya da “bugün yemek için acaba nereye gitsem?” sorusu… Bendeniz de hemen herkesin yaşadığı bu durumdan azade değilim elbet. Bazı günler, sağlıklı bir mikrobiyata sahibi olmak amacıyla çok farklı türlerde ve sayıda sebze ve meyve için hazırladığım özel salataları ve yemekleri tercih ediyorum. Ama bazı günler de “çılgınlık” yapıp Mide Mühendisi kimliği ile lezzet keşiflerine çıkıyor veyahut sağlıklı beslenme sürecimi destekleyecek şekilde sebze ağırlıklı yemekler yiyebileceğim işletmelere gidiyorum.

Yazının girişinde bahsettiğim o gün, saat 11.00 civarından itibaren başlayarak -herhangi bir hazırlığım olmadığı için- acaba nerede ne yesem sorusuna cevap aramaya başlamıştım. Bu cevabı ararken de kendi içimde bir sohbete giriştim:

– Bilincim: Hamburger istiyor muyum?
– Canım: Yok…
– Bilincim: Peki pide?
– Canım: Hayır.
– Bilincim: Döner?
– Canım: Yok, sebze yesek daha iyi olur.
– Bilincim: Peki o zaman ne yiyeyim?
– Canım: En iyisi Chop’n Blend’e gidelim ve kendi seçtiğimiz sebze ve meyvelerden salatamızı yapalım.
– Bilincim: İyi ama daha 2 gün önce gittim oraya. Bu kadar kısa sürede bir kez daha gitmek yerine başka bir şeyler yesek?
– Canım: Yok, olmaz. Chop’n Blend’e gidelim.
– Bilincim: Ya olur mu, başka bir sürü sebzeli yemek yiyecek yer var.
– Canım: Doğru, ama çok sayıda sebze çeşidinin oluşturduğu bir salata var orada. Üstüne üstlük canım tekrar onu yemek istiyor!

Zihnimde, mantığım ile keyfimin kahyası kendi aralarında bu konuşmaları yaparken, sürecin sonunda sevgili “canım”, “bilincim”e üstün geldi ve direnmeyi bırakıp, Bahçelievler Azerbaycan Caddesi’ndeki Chop’n Blend’e doğru yol almaya karar verdim. Günün mekanına doğru bir yandan yürürken, bir yandan da kendi içimde yaptığım bu karşılıklı konuşma ve karar verme mücadelesi üzerinde düşünmeye başladım. “Bir yiyeceği canımız neden ister acaba? Ben bugün neden böyle bir süreç yaşadım ve kendimi ikna edemedim?”

Hafızamı ve bugüne kadar öğrendiklerimi biraz taradığımda, bağırsaklarımızdaki canlıların, kendi istedikleri lezzetleri tüketmemiz için belirli kimyasallar salgıladıklarını hatırladım. Ayrıca beynimizden sonra en fazla sinir hücrelerinin yer aldığı bağırsaklarımızın, beynimiz ile bağırsaklarımız arasında bulunan vagus siniri aracılığıyla, doğrudan beynimize erişiminin olduğunu ve bu sinir bağlantısı aracılığıyla bağırsaklarımızdaki canlıların bizleri kendi istedikleri lezzetler istikametinde yönlendirdikleri savını okumuştum. Beni yaşadığım da bu muydu? Gerçekten böyle olabilir miydi? Acaba insanların ilgisinin çekmesi açısından abartılan bir yorum muydu bu?

Böyle düşünceler içindeyken, yolu tamamlamış ve Chop’n Blend’e ulaşmıştım. Her zaman yaptığım gibi “Kendi Salatanı Oluştur” seçeneğinden bol miktarda sebze türü içerecek şekilde “canım’ın istediği gibi” güzel bir salata oluşturmuş ve siparişimi vermiştim.

Chop’n Blend’de Genelde Yediğim “Kendi Salatanı Oluştur” Adlı Salata
Genellikle içeriği: Marul, Roka, Kuzukulağı, Ispanak, Kale, Polorosso, Marul, Lahana, Mantar, Pancar, Yeşil, Elma, Armut, Turp, Al Biber, Pancar, Bezelye içeriyor.
Siz sormadan da söyleyeyim, üstteki turuncumsu sos yoğurtlu acı sos. Çedar ya da mayonez v.s. değil.

Siparişim hazırlanıp, salatam önüme geldiğinde keyiflendim ve salatayı yavaş yavaş tüketmeye başladım. Niyeyse, o gün kasemde bulunan sebzeler ayrı, salatanın üzerindeki tavuklar ayrı lezzetli gelmişti. Tabii bir de sıklıkla yemeklerimde kullanmak üzere, yanımda getirdiğim özel Padronero acı soslarım da keyfime keyif katıyordu. Aralıklı oruç yaptığım, o gün akşam yemeği yemeyeceğim ve “beslenme penceresini” öğlen öğünü ile kapatacağım için yanımdaki %90 oranında kakao içeren bitter çikolatadan iki küçük parçayı da ağzıma attıktan sonra hissettiğim mutluluk -fark etmememin imkansız olduğu bir seviyede- iyiden iyiye arttı. Bu kadar yüksek bir mutluluk artışı yaşamama şaşırdım, zira neredeyse haftada bir yaklaşık üç aşağı beş yukarı aynı salatayı yiyor, hemen her gün bitter çikolata ya da kakao tüketiminde bulunuyor ve her zamanki gibi keyifleniyordum. Ancak bugün -nedense- olağandan çok daha fazla şekilde bir kendini keyifli hissetme hali yaşıyordum.

İşletmeden çıktım, birkaç adım attım ve kolumda bulunan Fitbit cihazımın titremesi ile “neden titreşti bu acaba?” sorusunu sorarken kolumu kaldırdım. Ve kolumdaki cihazın ekranda yazdıkları ile şaşkınlığım bir kat daha da arttı. Kullanmakta olduğum Fitbit Sense 2 cihazım tüm gün nabız ve mesafe bilgilerini takip edip kaydettiği gibi, anlık duygudurum değişikliklerini de takip etme özelliğine de sahipti. Titreşmiş olan Fitbit’im “Bünyenizde dikkat çekici bir duygudurum değişikliği oldu. İçinde bulunduğunuz duygudurumda ne tür bir değişiklik oluştuğunu paylaşmak ister misiniz?” diye bir uyarıyı göstermişti ekranda.

Bunu gördüğümde -tüm okuduklarıma ve bunun olduğunu bildiren içeriklere aşina olmama rağmen yine de- tam anlamıyla bir şaşkınlık içinde emin olmuştum artık.

  • Öğleden önce başlayan süreçte, beni Chop’n Blend’e götürmeye çalışan mikrobiyotamdaki minik canlılar, bilincimin onları başka bir işletme için ikna etme çabama direndiler,
  • Beynime güçlü sinyaller gönderdiler ve yemek için verdiğim kararı değiştirdiler,
  • Bir “mücadelenin” sonunda yediğim yemeğin onların tercih ettiği yemek olduğu için de çok mutlu oldular,
  • Bu nedenle yüksek bir mutluluk oluşturacak seviyede mutluluk hormonları salgıladılar ya da salgılattılar.

Hatta bu mutluluk artışı o kadar yüksek oldu ki, benim gözümden kaçmayacak seviyedeydi, dahası kolumdaki bir elektronik cihazın tespit edebileceği kadar yüksekti!

İstediğim kadar beyinle ilgili, bağırsak sağlığı ile ilgili, mikrobiyotanın önemi ile ilgili kitaplar okuyayım, yabancı bilimsel araştırmaları inceleyeyim, yabancı ünlü bilim adamlarının söyleşilerini takip edeyim… Hiç bir okuduğum cümle, öğrendiğim bilgi, yaşadığım an, beyin – bağırsak ekseni arasındaki ilişkiyi bu ölçekte çarpıcı bir şekilde gözümün önüne seremezdi. Hiç bir olay yediğimiz yiyecekleri seçme kararımız üzerindeki karar mekanizmasını bu kadar fark ettiremezdi.

Ben yaşadığımdan eminim. Çok sıradışı, çarpıcı hatta sarsıcı bir deneyim tecrübe ettim. Ama gelin yine de konuya şüpheci yaklaşalım. Bu yaşadıklarım sadece bir kaç olayın arka arkaya denk gelmesi olabilir mi? Yanılıyor olabilir miyim?

Gerçekten Bağırsaklarımızdaki Canlılar Tercihlerimizi Etkileyebilir mi?

Bağırsaklarımızı her ne kadar bir sindirim organı olarak değerlendirsek de, bünyesinde 5.000’e kadar çıkabilen farklılıkta1 canlıya ve toplamda trilyonlarca mikroskobik canlıya ev sahipliği yapıyor. Böyle bir curcunaya bağlı olarak, bu uzun organda çeşit çeşit biyokimyasal süreçler gerçekleşmekte ve bu süreçler sayesinde de bağırsak mikrobiyotamız sindirim, endokrin, bağışıklık ve sinir sistemi konusunda önemli işlevler görmekte.

Peki tüm bu biyokimyasal süreçler yürürken, bağırsaklarımızdaki küçük misafirlerimiz2 yemek tercihlerimizi gerçekten yönlendiriyor olabilir mi?

Giderek büyüyen araştırma konularından birisi olan mikrobiyota – gıda tüketim tercihleri ilişkisi üzerine yapılan araştırmalar, bağırsak mikrobiyotamızın gıda tercihlerimizde yönlendirme yetisine sahip olduğunu gösteriyor. Hatta bağırsak mikrobiyotamız yalnızca fiziksel iyilik halimizi değil, duygusal düzenleme, beyin işlevleri, beslenme davranışları ve yiyecek isteklerimiz üzerinde belirleyici bir etkiye sahip.3

Bu etkinin temel mekanizması, giderek daha fazla duymakta olduğumuz “bağırsak – beyin ekseni” olarak bilinen iletişim ağı. Beynimiz ile mikrobiyotamız arasındaki iletişim,

  • Vagus siniri üzerinden nöral yollar,
  • Hipotalamik-hipofizer-adrenal eksen aracılığıyla işleyen endokrin yollar,
  • Sitokinlerin devreye girdiği bağışıklık yolları,
  • Kısa zincirli yağ asitlerinin kullanıldığı metabolik yollar,

gibi yollardan eş zamanlı olarak yürütülüyor. Hal böyle olunca da bağırsaklarımız beynimize birden farklı “otoban” ile erişebilir ve onunla etkileşebilir durumda.

Bu şekilde çok yollu ve çok yönlü etkileşim söz konusu olunca “Beyin kararları alırken, tek başına mı karar veriyor?” sorusu akıllarda yükseliyor. Bu sorunun yanıtı da doğal olarak hayır oluyor.

2022 yılında Pittsburgh Üniversitesi’nin “Proceedings of the National Academy of Sciences” adlı dergisinde, mikrobiyotamızın yemek tercihlerimiz üzerinde nasıl bir etkisi olduğuna dair çarpıcı bir deneyi anlatan bir bildiri yayınlandı. Çalışmada Kevin Kohl ve Brian Trevelline, steril ortamlarda doğup, büyüyen ve bağırsak mikrobiyotasından yoksun 30 fareye birbirinden farklı doğal diyetlere sahip üç vahşi kemirgen türünün mikroorganizma karışımlarını verdiler, yani mikrobiyotası olmayan farelerin birbirinden farklı mikrobiyotaları olacak şekilde ayarladılar. Bunun sonunda her bir mikrobiyota grubu, farklı besin içeriğinde zengin yiyecekleri tercih ettikleri, dolayısıyla da mikrobiyotanın ne tür bir bileşimi olduğunun, besin tercihlerini değiştirdiği görülmüş oldu. Bu sayede onlarca yıldır “acaba mikrobiyotamız yemek tercihlerimizi etkiliyor mu?” şeklinde süregelen bu iddia deney düzeyinde doğrulanmış oldu. Mikrobiyota yapısı değişen farelerin, yemek tercihleri de değişiyordu.4

Bunun dışında, bağırsak mikrobiyotamızda sinir sistemimizin temel düzenleyicilerinden

  • Asetilkolin5
  • Katekolaminler6
  • GABA7
  • Histamin8
  • Melatonin9
  • Serotonin10

gibi nöroaktif moleküller üretebiliyor. Bilhassa vücudumuzdaki serotonin hormonunun yüzde doksanına yakının bağırsakta sentezlendiği göz önüne alındığında, mikrobiyotamızın genel duygudurumumuz üzerinde etkiye sahip olduğu açıktır.

Bir başka etki ise bağırsaklarımızdaki olası “dengesizlik” açlık hormonu olarak tanımlanan ghrelin düzeyini arttırabiliyor, bu da kişiyi artan bir açlığa ve de aşırı yemeye yönlendirebiliyor. Bununla birlikte, bifidobacteria ve lactobacillus gibi yararlı bakteri türleri, tokluk hormonu olarak tanımlanan leptine karşı hassasiyeti arttırarak, günün sonunda yediğimiz yemek miktarını azaltıyor. Bu anlamda bağırsaklarımızdaki bakteriler, yediğimiz lifleri ve karmaşık karbonhidratları “yerken” ürettikleri metabolitler aracılığıyla beynimize “yeteri kadar yedik” veya “doymadık, devam!” mesajı iletebiliyor.

Tüm bu etkileşimlerin gerçek hayattaki karşılığı ise açık ve net:

Yediklerimiz mikrobiyotamızı şekillendiriyor, mikrobiyotamız da ne yemek istediğimizi.

Bu ilişki bir tür “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan” gibi kısır bir döngü oluşturuyor gibi görünse de, bilincimiz yani beynimiz aracılığıyla doğru beslenme tercihleri yaparak, kendimiz için doğru beslenme seçeneklerine yönelerek mikrobiyotamızı belirli bir istikamete götürebilir, daha sonra da mikrobiyotamızda hakim hale gelen bizim için yararlı bakterilerin biyokimyasal desteklerini alarak, sağlıklı bir hayat sürme istikametinde daha kolay yol alabiliriz. Benim “Mikrobiyotam ile İlişkim” yazımda uzun uzun anlattığım gibi…

Son Söz Yerine

Birinci elden tecrübe ettiğim gibi, bilimsel düzlemde yapılan araştırmalar da bir yiyeceği canımız neden ister, neden bir yemeği yemeye karar verdiğimizi açık bir şekilde bizlere gösteriyor.

Bu durumda yapmamız gereken çıkarım, her yemek tercihimizin bizi o tür yemeği isteyen bir mikrobiyotaya doğru götürdüğü, o tür yemeklere daha bağımlı olma yolunda ilerlettiğini unutmamak olmalı.

Dolayısıyla daha akıllıca tercihlerde bulunarak, sağlığımız için doğru seçimler yapmalı ve her kararın önemli olduğunun bilincinde olmalı…

Yazı Notları
İlk Yayın Tarihi, 14/05/2026
Toggl Ölçümüne Göre,
Çalışılan Gün, 6 gün
Çalışma Süresi, 5 saat 24 dakika

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir