Okuma Süresi: 9 dakika

Müzesever ve kültürel miras konularına ilgili bir aile olmamızdan mütevelit, sırasıyla Hatay Arkeoloji Müzesi’ni, Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’ni, Adana Müzesi’ni, Uşak Müzesi’ni ve Kahramanmaraş Müzesi’ni sizlere tanıtmıştık. Sıra yüzyıllar boyunca bulunamayan, uzunca bir süre boyunca bir efsane olduğu düşünülen, zengin bir Anadolu şehrinin ve o şehrin 3.000 yıl önce düşmesine neden olan efsanevi bir savaşa geldi. O, binlerce yıldır kitaplara, hikayelere, mozaiklere, fresklere, resimlere, müzik eserlerine, operalara, dans gösterilerine, filmlere, dizilere konu olan kültürün müzesine geldi: Troya’ya ve Troya Müzesi’ne…

Wiluša’dan Troya’ya…

Troya veya Truva olarak bilinen şehrin öncülü Wiluša şehrinin adı,

  • M.Ö. 1450-1420 yıllarında hükümdarlığını sürdürmüş olan I./II. Tuthaliya’nın yıllıklarında1,
  • M.Ö. 1306-1282 yılları arasında Hititlerin başında olan II. Muwattalli ile Wilušalı yöneticisi Alakšandu arasında yapılan anlaşmada2,
  • M.Ö. 1250 ve 1220 yılları arasında yaşamış Hitit kralı IV. Tuthaliya yönetimindeki Hititler ile Wiluša arasında yapılan anlaşmada3,

geçmekte. Luviler döneminden itibaren var olan ve Hititler döneminden de varlının devam ettiği bilinen ve Hititçe Wiluša veya Truwiša adındaki bu şehir, Anadolu’nun batısında yer alan Troas ya da Troad bölgesinde4 kurulmuş. Uzun yıllar Hititler ile ilişkileri bulunan ve Anadolu’nun Adalar Denizi’ne uzanan bir noktasında yer alan bu şehir, bölgede öne çıkan bir ticaret merkez olmuş. Zira denizcilik bilgisinin ileri ve gemilerin de gelişmiş olmadığı, şiddetli rüzgarların estiği, seyahat için doğru rüzgarların beklendiği bir çağda, Troya tüm tüccarlar için sıçrama noktası veya dağıtım merkezi görevi görmüş. Bu nedenle hem mecazi hem de gerçek anlamda önemli bir liman olunca da Troya, zamanla iyice zenginleşmiş. Böyle bir zenginlik de bu şehre büyüklük, yüksek sanatsal eserler, müstesna süs eşyaları getirmiş ve dönemin tüm küçük ya da büyük devletleri için ilgi odağına dönüşmüş.

İlgiden İşgale…

Zenginleşen Troya’ya duyulan ilginin artması ile birlikte zamanla Ege’nin yani Adalar Denizi’nin batısında hareketlilik ortaya çıktı. Troya Prensi Paris’in Miken Kralı Agamemnon’un kardeşi Menelaos’un eşi Helen’e aşık olması ve onu Troya’ya kaçırması ile birlikte bu hareketlilik savaşa dönüşmüştü. Troya önlerinde, Anadolu’da gerçekleşen ve batı ile doğunun çarpıştığı bu savaşın esas nedeni -elbette ki- Paris’in Helen’i kaçırması değildi. Savaşın gerçek nedeni Mikenlerin çok önemli bir konuma sahip olan zengin Troya’yı ele geçirmek ve Anadolu’ya yayılmak arzusuydu. Bu nedenle bugünkü Yunanistan topraklarında varlıklarını sürdüren Mikenler ve müttefiki diğer Helen şehir devletleri, Troya ve müttefiki Anadolu uygarlığının devletleri ile Troya şehri önlerinde karşı karşıya geldi.

Kendinden yüzlerce yıl önce gerçekleşmiş olan bu destansı savaşı, ünlü İlyada adlı eserinde yazan ünlü İzmir5 doğumlu şair Homeros’un eseri o kadar çok sevilmiş ki, yüzlerce hatta binlerce yıl ilgi uyandırmaya devam etmiş. Hatta Uşak Müzesi’nde görebileceğiniz meşhur Karun Hazinelerini’nin ait olduğu uygarlık Lidya’lıların başkenti Sart Antik Kenti, Antik Ankara‘da hüküm süren Friglerin başkenti Gordion’da da okunduğu, dinlendiği ve sahnelendiği biliniyor.

Homeros’un İlyada’sında anlatılan ve Luviler, Hititler, Persler, Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal Atatürk’ün bile ilgisi olan bu savaşın ayrıntılarına girmeyeceğim.

Ancak hikayesi binlerce yıldır dilden dile anlatılan zengin Troya’nın müzesini sizler tanıtmak isterim.

Bir Topraklarından Koparılma Olayı Daha…

Alman iş insanı ve amatör kazıbilimci6 Heinrich Schliemann, varlığına emin olunamayan ve bu destansı savaşın gerçekleştiği Troya’yı bulmak için araştırma yapmaya başlar. Schliemann Osmanlı Devleti’nin verdiği resmi izin ile 1871 yılında Çanakkale’de Hisarlık’ta kazılar yapmaya başlar. Kendisine verilen izin, buluntuların yarı yarıya paylaşılmasını koşulunu içermektedir. Schliemann kazılarda “Priamos Hazinesi” olarak isimlendirdiği 8.833 parçadan oluşan “A Hazinesini” bulur ancak kazının şartlarına rağmen eserlerin büyük bölümünü 1873 yılında Yunanistan’a kaçırır.

Schliemann’ın karısı Sofia Schliemann üzerinde Troya hazineleri ileçektiği fotoğraflar, daha sonra da Schliemann’ın hazineyi bir Alman gazetesinde yayınlanmasının ardından Osmanlı Devleti durumdan haberdar olur ve Atina’da bir hukuk süreci başlatır. Süreç sonunda Schliemann’ın bir tazminat ödemesine hükmedilir. Schliemann tazminatı ödedikten sonra her türlü yolu deneyerek tekrar kazı izni alır ve öldüğü yıl olan 1890’a kadar aralıklarla kazı yapar.

Gurbetten Yaban Ellere…

Schliemann’ın ölümünden sonra II. Dünya Savaşı’na kadar Berlin Müzesi’nde sergilenmekte olan Troya Hazineleri, savaşın ardından kaybolur. 1993 yılında ise hazinelerin Rusya’ya götürülmüş olduğu ortaya çıkar ve “savaş ganimeti” olduğu açıklanır. 1995 yılından itibaren de eserler Moskova’da Puşkin Müzesi ve St. Petersburg Hermitage Müzesi’nde sergilenmeye başlar.

1966 yılın Pensilvanya Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi tarafından satın alınmış olan bir başka grup Troya eserlerinin ise, 2000’li yıllarda Troya’ya ait olduğu çalışmalarla tespit edilir. Bu eserler ise 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri ve Penn Müzesi’nin yetkililerinin iyi niyeti ve işbirliği ile ait olduğu topraklara Troya’ya dönmüştür.

Müzenin Hikayesi

Uzunca bir süredir, dünyaca ünlü Troya Savaşı’nın anlatılması ve Troya şehri ve Troas bölgesinde bulunan eserlerin sergilenmesi amacıyla çağdaş bir müzeye ihtiyacı söz konusuydu. Bu amaçla Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca “Troya Müzesi Serbest Katılımlı, Tek Aşamalı, Ulusal Mimari Proje Yarışması” adı ile bir yarışma açıldı. Bu yarışmayı kazanan Ömer Yalçın Baz, Okan Bal, Cenk Kurtel, Mehmet Yılmaz, Berrin Yavuz’dan oluşan Yalın Mimarlık’ın tasarımı temel alınarak Troya Müzesi inşaa edildi. “Troya yılı” da ilan edilen 2018’de açılan Troya Müzesi gerçeğe dönüşmüştü.

Bu özel bir mimariye sahip Troya Müzesi, 2019 yılında ünlü TIME Dergisi tarafından ilan edilen Dünya’nın En Harika Yerleri 2019 listesinde, “Müze, destansı kuşatmanın olduğu yere yeni bir ses getiriyor.” denilerek tanıtılıyor.

Yine Troya Müzesi, Avrupa Müzeler Forumu’nun 1977 yılından beri verdiği ve 1997’de Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin de kazandığı ve dünyada ilgi ile karşılanan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü7’nün 2020 adaylarının belirlendiği kısa listesine kaldı.

Müzenin Özellikleri

Troya Müzesi, 1998 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilen ve ülkemizdeki önde gelen dünya kültür mirası unvanı taşıyan kültürel değerlerimizden Troya Antik Kenti girişinde yer almaktadır

Tamamen rampalar temel alınarak tasarlanmış olan müze, biri teras ve bir diğeri girişten olmak üzere beş kattan oluşmaktadır. Troya Antik Kenti’nin de yüzyıllarca katman katman yerleşim almış olmasından ilham alarak tasarlanan müzede,

  • Giriş katta Troas katmanları,
  • Birinci katta Troya’nın katmanları,
  • İkinci katta antik dünya,
  • Üçüncü katta kazı tarihi,
  • En tepede de teras,

yer almaktadır. 3.000 metrekaresi sergi salonu olan 11.200 metrekarelik kapalı alanda,

  • Troas Bölgesi Arkeolojisi,
  • Troya’nın Tunç Çağı,
  • İlyada Destanı ve Troya Savaşı,
  • Antik Dönemde Troas ve İlion,
  • Doğu Roma ve Osmanlı Dönemi,
  • Arkeoloji Tarihçesi,
  • Troya’nın İzleri,

olmak üzere yedi başlık altında heykel, lahit, yazıt, sunak, mil taşı, paleolitik balta ve kesiciler vb., pişmiş toprak seramikler, metal kaplar; altınlar, silahlar, sikkeler, kemik obje ve aletler, cam bilezikler, süs eşyaları, bardak, koku şişeleri, gözyaşı şişeleri, sütun, steller, sütun başlıkları sergileniyor.

Müzede ayrıca başka müzelerde pek olmayan, görsel grafik tasarımlarla birlikte diorama8, dokunmatik ekran ile etkileşimli deneyim sunumu ve animasyonlarla sergi ile anlatımları bulunuyor.

Müzenin üçüncü katında ise Troya bölgesinde yapılan kazılara ilişkin tarihi anlatılıyor. Bu katta özel bir bölüm Schliemann tarafından Almanya’ya kaçırılan, II. Dünya Savaşı ile de Rusya’ya götürülen ve halen Moskova’da Puşkin Müzesi ve St. Petersburg Hermitage Müzesi’nde sergilenen nadide eserler için ayrılmış.

Müzenin terasına çıkıldığında da, Troas bölgesini, Troya Antik Kenti’ni, Gelibolu Yarımadası’nı, Çanakkale Şehitler Abidesi’ni, Adalar Denizi’ni hatta Gökçeada ile Bozcaada’yı görebiliyorsunuz.

Dikkat Çeken Eserler

Müzede dikkat çeken eserlerden birisi de Polyksena Lahdi’dir. 1994 yılında Çanakkale Merkez’e 110 kilometre mesafede bulunan Biga İlçesi’nin Gümüşçay beldesi Kızılöldün Tümülüsü’nde kaçak kazı yapıldığı ihbarı nedeniyle kurtarma yazısı yapılmış ve Polyksena Lahdi bulunmuş.

M.Ö. 6. yüzyıla ait olan lahit, Anadolu topraklarında bugüne kadar bulunan figürsel anlatımlı lahitlerin en erken örneğidir. Uzun kenarlarından birinde Troya Kralı Priamos ile Kraliçe Hekabe’nin küçük kızları olan Polyksena’nın kurban edilmesi olayı betimlenmiş.

Hatay Arkeoloji Müzesi‘ndeki sergilenen ve M.S. 3. yüzyıla tarihlendirilen Antakya Lahdi kadar çarpıcı olan, Polyksena Lahdi’nin 9 yüzyıl daha yaşlı olduğunu düşünüldüğünde etkileyiciliği çok daha artıyor.

Bir başka dikkat çekici eser ise, Assos Antik Kenti’nde, müthiş bir tepede bulunan Athena Tapınağı’nın frizlerinden9 bir kısımdır. Assos’ta yer alan Athena Tapınağı, Anadolu’da arkaik dönem Anadolu mimarisinin ilk ve tek Dor Tapınağı örneğidir. Ayrıca Dor ve İon mimari özelliklerinin karıştırıldığı ve Pers uslubundan esintiler içeren tek örnek olarak dikkat çeker.

İşin üzücü olan kısmı, Troya Müzesi’nde sergilenen Athena Tapınağı’nın frizlerinin bir kısmı, II. Mahmut tarafından Fransa’ya armağan edilmiş olmasıdır. Charles Texier, 1835’te Assos Antik Kenti’nin kapsamlı planını ve Athena Tapınağı’nın çizimlerini yapmış, bu çalışmaları üzerine, 1838 yılında Sultan II. Mahmut, yüzeydeki heykeltıraşlık eserlerinin büyük bölümünü Fransa Kralına armağan olarak vermiştir. Şu anda Assos’taki Athena Tapınağı’ndan parçalar -ne yazık ki- Fransa’da Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir.

Sözün özü…

Tüm bu anlatılanlardan anlayabileceğiniz üzere, Çanakkale’de yer alan Troya Müzesi, sadece Türkiye’de değil dünyada görülmesi gereken müzelerden bir tanesidir.

Binlerce yıldır nesilden nesile, eserden esere anlatılan Troya Savaşı’na ve Troya Antik Kenti’ne ait bu hikayeyi öğrenmek ve anlamak, üzerine düşünmenin her Anadolulunun bir görevi olduğu fikrindeyim.

Her noktası özel olarak ve özenerek hazırlanmış bu muhteşem müzeyi ziyaret etmenizi şiddetle ve hararetle tavsiye ediyorum.

Künye

Adı, Troya Müzesi
İli, Çanakkale
İlçesi, Merkez
Adres, Tevfikiye Köyü, Truva 6 Sokak, No:12
Konumu, 39°57’19.3″N 26°14’57.6″E
Telefon, 0 286 217 67 40
e-Posta, canakkalemuzesi@kulturturizm.gov.tr
Ziyaret Ücreti, 50 TL
MüzeKart, Geçerli
Konum Bilgileri

Müzeyi Daha Yakından Tanıyın

Aşağıdaki görsele tıklayarak, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Sanal Müze sayfası ile, oturduğunuz yerden Troya Müzesi’ni gezebilirsiniz.

Sanal ziyaret dışında da TRT2’nin Müzenin Yıldızları adlı yapımındaki Troya Müzesi tanıtımlarını izleyebilirsiniz…

Yazı Notları
İlk Yayın Tarihi, 20/08/2020
Son Güncelleme Tarihi, 04/09/2020
Boosted Uygulaması Ölçümüne Göre,
Çalışılan Gün, 2 gün
Çalışma Süresi, 6 saat 18 dakika

4 thoughts

  1. Çok keyifli ve bilgilendirici bir yazı olmuş, müzelere gereken değeri vermemiz dileğiyle, teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir