Okuma Süresi: 4 dakika

Balkan seyahatinde hem tekil olarak Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Karadağ’da, hem de bütüncül olarak Balkan seyahatimize yönelik gözlemlerde bulunduk. Tabii ki bu yalın ve nesnel gözlemlerimiz dışında yaşadıklarımızın bizlere düşündüğü hususlar oldu. Gelin şimdi de bu tecrübelere ilişkin düşüncelerimizi paylaşalım…

Türklere yaklaşım

Türklere yaklaşım konusunda herhangi bir sorun yaşadığımızı söyleyemeyiz. Seyahatimizde genel olarak Makedonların da, Arnavutların da, Karadağlıların da insani ve gayet olumlu yaklaşımları ile karşılaştık.

Örneği Makedonya’da Ustruga’da (Struga) Ohri Gölü’nün çıkışındaki kanalda yüzerken, konuşmamızdan bizlerin Türk olduğunu anlayan 18-40 yaş aralığında 3 Makedon ve 1 Arnavut, esasen kedileri için aldıkları dört dondurmadan iki tanesini yemek yerine çocuklarımıza ikram ettiler.

Karadağ’da bir benzin istasyonunda ayak üstü bir şekilde, İstanbul’a bir seyahatte bulunduğunu ve İstanbul’un güzelliğine hayran kaldığını heyecanla anlatan ve bize çok samimi ve sıcak bir şekilde yaklaşan bir Karadağlı ile sohbet ettik.

Bir başka olumlu deneyimimiz, Arnavutluk’ta bir markette kahvaltılık alırken, ortaokulu İstanbul’da okumuş ve Türkçe öğrenmiş bir kasiyer ile kısa da olsa gayet sıcak bir sohbet etmek olmuştu. Arnavutluk’ta evini kiralayarak konakladığımız ve mesleği yargıçlık olan ev sahibimizin, bizlere Türkiye’den ve televizyonda yayınlanan Türk dizilerinden ilgi ve heyecan ile bahsetmesine de şahit olduk.

Seyahatimizde kurduğumuz en ilginç iletişimden birisi de Yunanistan, İtalya, Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan bileşimi ilginç bir deneyim oldu. Yunanistan’da semt pazarında, sık sık Türkiye’de bulunan ve Türkiye’den aldıkları tekstil ürünlerini -Made in Italy vurgusu altında- Yunanistan’da satan ve bizlere de alışverişimizde güzel bir indirim yapan Azerbaycan Türkçesi konuşan Gürcistan vatandaşları ile keyifli bir sohbetimiz olmuştu. 

Yunanların Üstten Bakışı

Bir üst kısımda dikkatinizi çekti ise, Yunanların aklımızda yer eden sıcak bir yaklaşımından bahsedemedik. Bunun nedeni, bir yabancı olarak talep ettiğimizde Yunanlar tarafından birçok defa yardım edilmiş olmakla birlikte, -kendi adıma tüm beklentimin ve tahminimin aksine- sıcak bir şekilde karşılanma veya sohbet ile karşılaşmadık. Hatta iletişim kurduğumuz herkeste olmasa bile yaygın denilebilecek bir şekilde -kendini de belli eden- bir üstten bakma haline şahit olduk. Bu durumu dert etmemekle birlikte, seyahatimiz esnasında bu durumun nedeninin, Yunanların kendilerini “medeniyetin kurucusu” görüyor olmalarından kaynaklı olabileceğini düşünmüştüm. Tatilimiz bitip, tesadüfen PEW Araştırma Merkezi’nin “Kendi kültürünüzün diğer kültürlere üstün olduğunu düşünüyor musunuz?” anketinin sonuçlarını görünce de bu düşünceme ilişkin görüşlerim de kuvvetlenmedi değil.

Yunanların Balkan Milletlerine Mesafeli Oluşu

Yunanların bizlere mesafeli yaklaştığı kadar, Selanik ve Halkidiki bölgesine tatile gelen Sırp, Makedon, Bulgar, Romanyalıları, Karadağlıları kastederek “Balkan insanları” (İngilizce konuşurken Balkan people) deyimi ile, biraz da olumsuz bir şekilde, bahsettiklerine şahit olduk. Dolayısıyla bu mesafeli yaklaşımın da biraz, Türkler ile birlikte, “Yunan olmayan” özellikteki Balkan milletlerini de kapsadığı gözüküyor. Tabii bir de bu durum, Yunanların kendilerini Balkan milletlerinden birisi olarak değerlendirmediğini gösteriyor.

Yunanistan’ın Sahilleri

En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Yunanistan sahilleri çok güzel ve keyifli.

Bizler Balkan seyahatimizin başında, Yunanistan’ın Halkidiki bölgesinde tatil yaptık. Halkidiki bölgesi, yakınlığı ve güzelliği ile, hem Balkanlardan birçok ülkeden hem de Türkiye’den ziyaretçi çeken bir bölge. Bunun yanında, Halkidiki bölgesi, bir milyondan biraz fazla nüfuslu Selanik’ten ciddi sayıda günübirlik ziyaretçiyi ağırlıyor. Tüm bu nüfus akınına rağmen ise, sahiller halen sakin ve bunaltıcı değil (Portakal sahili hariç). Dahası -insanı belki de en çok üzen şeylerden birisi- suyun öte tarafının aksine, Yunanistan’ın kıyılarında,

  • Ne tüm sahillerin her metrekaresini zorla kapatan ve şezlong ve şemsiye kiralamaya zorlayan işletmeler,
  • Ne müşterilerini olabildiğince yolmaya güdülenmiş açgözlü esnaf,
  • Ne sahillerde bağıra, çağıra birşey satmaya çalışan seyyar satıcılar,
  • Ne insanları sesleri, bakışları ve varlıkları ile rahatsız eden yerliler,
  • Ne insanı rahatsız eden yüksek sesli müzik,
  • Ne de yerleşim yerlerinin ahengini bozan mimari,

var. Hal böyle olunca da, hem Yunanistan sahillerinde sakin, her an tetikte olmanızı gerektirmeyen, insanı germeyen, kafayı dinlendirebileceğiniz keyifli bir tatil yapılıyor. Ve de kendi sahillerimiz için hayıflandırıyor…

Çok Kalabalığız!

Tabii bir de bu seyahatte, zaten bilsek de tam anlamıyla farkettirmeyen, ama seyahatimiz sonrasında kendisini tam anlamıyla bizlere hissettiren en önemli şeylerden birisi, ülke olarak çok kalabalık olduğumuz. Bırakın İstanbul’u, Ankara’yı, ülkenin tüm nüfüsu İzmirden, Konya’dan, Bursa’dan küçük ülkeler var Balkanlarda. Haliyle sahiller, şehirler, müzeler ve gezilecek yerlerde Türkiye’deki gibi kalabalık kitleleler ile karşılaşmıyorsunuz. Bu sakinlik de seyahatinizi daha sakin, dingin ve keyifli hale getiriyor. Seyahatinizi bizim gibi, önce Edirne sonra da İstanbul ziyareti ile sonlandırınca da, bu fark tam anlamıyla bir iyiden iyiye görülebilir ve hissedilir oluyor.

Balkanların Düşüşü

Bu seyahatin düşündürdüğü bir başka husus da, nüfusları toplamı ülkemizle kıyaslanmayacak şekilde az olan koca Balkan coğrafyasının nasıl kaybedildiği oluyor. 

Zaten biliyor olmakla birlikte tarihe dönüp, siyasi rekabet, iç çekişmeler, yanlış kararlar nedeniyle bu güzel toprakların kaybedildiğini düşününce ve tekrar okuyunca üzülmemek mümkün olmuyor. Hele hele Balkanların bazı bölgelerinin İstanbul’dan, Trabzon’dan çok daha önce Türk toprağı olduğunu düşününce… Bir de Türk tarihi açısından oldukça önemli ve tarihi eserler açısından oldukça zengin olan Edirne’nin önce kaybedilip, sonradan kurtarıldığını ve Balkanlara olanların Edirne’ye de olabileceğini düşününce, insan keder, üzüntü, şükür gibi karışık duygular hissediyor.

Sözün Özü…

Bu topraklar başka milletlerin de yaşadığı, ama biz Türklerin de -hem Osmanlı İmparatorluğu hem de daha öncesinde- yüzyıllarca var olduğu topraklar… Bu topraklar halen tüm izleri ile bizden parçalar içeren topraklar… Hala bizlerden kalan bakiye milletlerin ve Türklerin yaşadığı topraklar… Bu topraklardan göçen veya zorla göç ettirilen, akılları ve akrabaları Balkanlarda kalan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve bugün Anadolu’da yaşayan milyonlarca Türk’ün ata toprakları…

Bugün günümüzde başka siyasal bir durum var olabilir. Ancak bu coğrafya -siyasal bir genişleme odağına gerek olmaksızın- tarihi ile, kültürü ile, özellikleri ile bizlerin ilgi duyması ve bilmesi gereken ata topraklarıdır.

Son Söz Yerine…

Atatürk’ün Harbiye’den sınıf arkadaşı, sonraki yıllarda da Garp Cephesi Komutanlığı, Moskova Büyükelçiliği ve Nafia (Bayındırlık) Bakanlığı yapmış olan General Ali Fuat Cebesoy da Atatürk’ün gözyaşlarına değinerek şunları anlatmıştır:

“Trablusgarp Savaşı başlamıştı. Ordunun Manastır’daki kurmay heyetine atanmıştım. Selanik’e uğradım. Üç yıldır görmediğim Mustafa Kemal’e iki gece misafir oldum. Mustafa Kemal Trablusgarp’a gitme hazırlıkları içindeydi. Birlikte Beyazkule bahçesine indik. Mustafa Kemal’in mahzun bir hali vardı:

– “Sende bir şey var,” dedim. “Ne oldu?”
– “Bir şey yok,” dedi. “Fakat üzüntülüyüm. Doğup büyüdüğüm Selanik acaba Türklerin elinde kalacak mı? Ben eğer Trablus’tan dönersem yine buralara dönecek miyiz?”
– “Ne demek istiyorsun!”
– “Korkuyorum Fuat, korkuyorum!”

O gece saatlerce konuştuk. Balkanlar’ın durumunu ele aldı. Hükümet adamlarının ilgisizliğini üzüntüyle anlattı. Mahmut Şevket Paşa’ya bu tehlikeleri birer birer sayıp döktüğünü söyledi ve “Paşa artık cemiyete söz geçiremiyor,” dedi.

O gece ay Olimpos Dağları’nın arkasında kaybolurken içini çekerek,

– “Ah Selanik! Seni bir daha Türk olarak görecek miyim?”

dedi. Baktım ağlıyordu. O altın sarı saçlarını, teselliye çalıştım. Ben Mustafa Kemal’in bütün ortak yaşamımız boyunca bu derece üzüntülü olduğunu görmedim.

Ali Fuat Cebesoy, “Sınıf Arkadaşım Atatürk”, Temel Yayınları, 3.Baskı, 2013, s:218.

Not

Burada paylaşılanlar bizim seyahatimize ilişkin gözlemlerdir ve bu ziyarete hastır. Bu gözlemlerin hepsi ülkede yaygın olan durumu da gösterebilir, ya da farklı bir şekilde fiili durum daha farklı da olabilir. Bu hususların paylaşılması nedeni, deneyimlerimizi paylaşmak ve bu vesile ile sizlerin de deneyimlerinizi duymaktadır.

Katılmadığınız bir tespit varsa veya farklı deneyimleriniz mevcutsa, veya aynı yönde gözlemleriniz ve deneyiminiz varsa aşağıda bizimle paylaşın. Konuşalım, danışalım, bilgi paylaşımı yapalım. 🙂

2 thoughts

  1. Teşekkür ederiz, Balkan Ülkeleri’ne seyahat etmek isteyenler için deneyimlerinizi paylaştığınız bir yazı olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir